Fırıncı Abi'den Dersler / Hatıralar

Fırıncı Abi’den Dersler/Hatıralar (32. Söz / 3. Mevkıf / 2. Mebhas – 9 Gün)

Alay Müftüsü Şakir Efendi’ye Hz. Üstad’ın Yirmi Beş Yıl Sonra Tekrar Eden Dersi

DÜNKÜ hatıranın hatırlayamadığım kısmını tekrar anlatıyorum:

 Alay Müftüsü Şakir Efendinin Hz. Üstad’ımıza sorduğu suali Hz. Üstad daha evvel Erbilli Esat Efendi’nin Şehremini Odabaşı semtinde bir tekkesinde cevaplandırmış.- Üstadımız ara sıra onların tekkesine gidermiş.- Orada bir mübahase oluyor. Arapça konuşuyorlar. O zat: “Efendim, biz Arapçayı tam anlayamadığımız için istifade edemiyoruz. Türkçe konuşsanız biz de istifade etsek” deyince, Hz. Üstad şu dersi veriyor:

   Evet, üstad ve mürşid, masdar ve menba telâkki edilmemek gerektir. Belki mazhar ve mâkes olduklarını bilmek lâzımdır.

  Meselâ, hararet ve ziya sana bir âyine vasıtasıyla gelir. Sen de, güneşe karşı minnettar olmaya bedel, âyineyi masdar telâkki edip, güneşi unutup, ona minnettar olmak divaneliktir.

  Evet, âyine muhafaza edilmeli, çünkü mazhardır. İşte mürşidin ruhu ve kalbi bir âyinedir, Cenâb-ı Haktan gelen feyze mâkes olur, müridine aksedilmesine de vesile olur. Vesilelikten fazla, feyiz noktasında makam verilmemek lâzımdır.

  Hattâ bazı olur ki, masdar telâkki edilen bir üstad, ne mazhardır, ne masdardır. Belki müridinin safvet-i ihlâsıyla ve kuvvet-i irtibatıyla ve ona hasr-ı nazarla, o mürid, başka yolda aldığı füyuzâtı, üstadının mir’ât-ı ruhundan gelmiş görüyor.

  Nasıl ki bazı adam, manyetizma vasıtasıyla bir cama dikkat ede ede âlem-i misale karşı hayalinde bir pencere açılır, o âyinede çok garaibi müşahede eder. Halbuki âyinede değil, belki âyineye olan dikkat-i nazar vasıtasıyla, âyinenin haricinde hayaline bir pencere açılmış, görüyor.

  Onun içindir ki, bazan nâkıs bir şeyhin hâlis müridi, şeyhinden daha ziyade kâmil olabilir. Ve döner, şeyhini irşad eder ve şeyhinin şeyhi olur. (On yedinci lem’a)

  Demek bu dersi Şakir Efendi Hz. Üstad’tan yirmi beş sene sonra tekrar sorunca Hz. Üstad ta “sen yirmi beş sene evvel bu dersi dinledin, şimdi tekrar etmeye lüzum yok” diye cevap veriyor ve onu ikaz ediyor. Reşadiye Otelinde 1952 yılında bu söylediği yirmi beş sene evvelki hadiseymiş. 

Demek ki şeyh, ehli tarikin şeyhine olan dikkat-i nazarına masdar değil, mazhardır. Yani Cenâb-ı Hak o ihsanı, lütfu, keremi evvela şeyhin ruhuna kalbine ihsan ediyor ve mürit te ondan tefeyyüz ediyor, alıyor. Biz de Risale-i Nur’dan alıyoruz inşallah doğrudan Kur’an-ı Azimüşşan’ın hakaikını oradan tefeyyüz ediyoruz.

Sübhaneke la ilme lena illa ma allemtena. İnneke entel Alîm ül-Hakîm. Ve ahiru da’vahum enil-hamdulillahi Rabbilalemin. Rıza-en lillahi fatihaten maasalavat.

https://youtu.be/2unsMhzmMPY