Hatıralar

Salih Özcan’ın vefat yıldönümü anısına…

“Üs­tad, Es­ki­şe­hir’de iken Sa­lih Öz­can ‘Üs­tad, Es­ki­şe­hir’de ka­la­cak mı?’ di­ye ha­ber gön­der­di. Son­ra Es­ki­şe­hir’e gel­di. Üs­tad, Sa­lih Öz­can’ı oturt­tu: ‘Kar­de­şim, Sey­yid Sa­lih! Bu sey­yid­ler ce­ma­atin­den ba­na 500 yar­dım­cı ge­le­cek­ti. On­lar na­mı­na Allah se­ni ih­san et­ti. Gavs-ı Azam gel­sey­di se­ni ve­kil ya­pacak­tım, hiz­met-i di­ni­ye ci­he­tiy­le…’”

Risale-i Nur’da Seyyid Salih Özcan

“PAKİSTAN’da­ki Nur ta­le­be­le­ri­nin Üs­tad Said Nur­sî’den is­te­dik­le­ri me­saj mü­na­se­be­tiy­le, Irak’ta­ki bir Nur ta­le­be­sinin gön­der­di­ği mek­tup:

“Bun­dan bir­kaç gün ev­vel, Pâ­kis­tan’da ta­le­be­ler kon­fe­ran­sı var­dı. Hz. Üs­tad’dan bir me­saj is­temiş­ler­di ve bu­nun ta­ri­hî bir te­si­ri ola­cak­tı. Ha­ber al­dık ki, Sa­lih, Nur ta­le­be­le­ri namı­na bir me­saj gön­der­miş. Siz­le­re de yaz­mış­lar ki, ace­le Hz. Üs­tad’a bil­di­rir­si­niz. Kon­fe­ransta, Hz. Üs­tad ve Nur­lar çok met­he­dil­miş. Ah­met Ra­ma­zan” (Ta­rih­çe-i Ha­yat, 729)


“Aziz, sıd­dık, fe­da­kâr kar­de­şi­miz Ha­cı Ali! Gön­der­di­ği­niz kıy­met­tar ve bil­has­sa Hz. Üs­tad’ı pek çok se­vin­di­ren mek­tu­bu­nu­zu al­dık. Üs­tad’ımız di­yor ki:

“‘…Şim­di Şam’a, Ha­lep’e ya­kın olan Ur­fa’da bir med­re­se-i Nu­ri­ye ile­ri­de te­şek­kül et­mesi­ni kuv­vet­li ümit edi­yo­ruz. Kı­lıç Ali’yle be­ra­ber Es­ki Said’in ga­yet kıy­met­tar bir ta­le­be­si olan Şam’da­ki Mol­la Ab­dül­me­cit, Ur­fa’da­ki Nur’un ta­le­be­le­rin­den Sey­yid Sa­lih ve onun ya­nı­na giden Nur’un fe­da­kâr bir ta­le­be­siy­le mu­ha­be­re et­sin­ler…’” (Emir­dağ Lâ­hi­ka­sı-II, 26)


“Aziz, sıd­dık kar­deş­le­rim! Ev­ve­lâ: Sey­yid Sa­lih’in Ha­lep ve ha­va­li­sin­de­ki çok ehem­miyet­li İh­van-ı Müs­li­mîn ce­mi­ye­ti için siz­den is­te­di­ği Nur mec­mu­a­la­rın­dan, ken­di­me mah­sus mec­mu­a­lar­dan on ta­ne­si­ni ona gön­der­dim ki on­la­ra ver­sin.” (Emir­dağ Lâ­hi­ka­sı-II, 47)


[Sey­yid Sa­lih’in mek­tu­bun­dan bir par­ça­dır.]

“Bu se­ne 15 ta­le­be bir­lik­te Hi­caz’a gi­de­cek­ler. Hi­caz’da olan mas­raf­la­rı­nı da Hi­caz alma­ya­cak. Ken­di­le­ri­ne dü­şen mas­raf çok az bir şey ola­cak. Dö­nüş­le­rin­de Sa­lih ile bir-iki ar­kada­şı, İran ve di­ğer hü­kû­met­le­ri gez­dik­ten son­ra Pa­kis­tan’a İs­lâm Genç­lik Kon­fe­ran­sı­na aza ola­rak gi­de­cek­ler. Bel­ki bun­la­rın yol mas­ra­fı­nı hü­kû­met ve­re­cek… Bu hu­sus­ta emir­le­ri­ni­zi inti­zar edi­yo­ruz. Ali Ek­ber Şah’ı, Said Ra­ma­zan’ı, Ab­dur­ra­hîm Zap­su gör­müş; Pa­kis­tan’da çok hür­met et­miş­ler. Üs­tad’ımız ye­ri­ne el­le­ri­ni öp­tü­ler, du­a­nı­zı ri­ca et­miş­ler. Sey­yid Sa­lih” (Emir­dağ Lâ­hi­ka­sı-II, 64)

salih_ozcan_suudi_gazete.jpg

 (Hz. Üstad’ın ‘Risale-i Nur’un dış işlerinin tedbirine memur ettim’ dediği Salih Özcan Arap Basınında)

Beş Yüz Seyyid Yerine

Mus­ta­fa Sun­gur Ağa­bey an­lat­ıyor:

“Üs­tad, Es­ki­şe­hir’de iken Sa­lih Öz­can ‘Üs­tad, Es­ki­şe­hir’de ka­la­cak mı?’ di­ye ha­ber gön­der­di. Son­ra Es­ki­şe­hir’e gel­di. Üs­tad, Sa­lih Öz­can’ı oturt­tu: ‘Kar­de­şim, Sey­yid Sa­lih! Bu sey­yid­ler ce­ma­atin­den ba­na 500 yar­dım­cı ge­le­cek­ti. On­lar na­mı­na Allah se­ni ih­san et­ti. Gavs-ı Azam gel­sey­di se­ni ve­kil ya­pacak­tım, hiz­met-i di­ni­ye ci­he­tiy­le…’”

“ÜS­TAD’IM, BİZ BİR PAR­Tİ KU­RA­LIM, BA­ŞA GE­ÇE­LİM…”


Bay­ram Yüksel Ağa­bey an­lat­ıyor:

“Sey­yid Sa­lih, Üs­tad’ın ya­nın­da Men­de­res’in aley­hin­de mü­na­fık fa­lan… di­ye ko­nuş­ma­ya baş­lı­yor. Üs­tad hid­det­le sus­tu­rup: ‘Men­de­res sa­mi­mi­dir, hiz­met et­mek is­ti­yor, fa­kat et­ra­fı bo­zuk’ di­yor. Bu­nun üze­ri­ne Sey­yid Sa­lih, Üs­tad’a: ‘Biz bir par­ti ku­ra­lım, ba­şa ge­çe­lim’ di­yor. Üs­tad’ımız da, ‘Bir ce­mi­ye­tin yüz­de 70’i din­dar ol­ma­dan par­ti kur­mak ci­na­yet olur’ di­ye izah edi­yor.”

“Hem Hz. Hasan’dan, hem de Hz. Hüseyin’den seyyidim”

Sey­yid Sa­lih Ağa­bey, ha­tı­ra­la­rı­nı şöy­le an­lat­mak­ta­dır:

“1949 se­ne­sin­de li­se­yi bi­tir­miş­tim. Ay­nı se­ne Emir­dağ’da bu­lu­nan Üs­tad’ı zi­ya­re­te gittim. Üs­tad’la kar­şı­laş­ma­mız­da ba­na: ‘Kar­de­şim! Sen sey­yid mi­sin?’ di­ye sor­du. Ben de: ‘Evet Üs­tad’ım, öy­le di­yor­lar, de­dem öy­le di­yor’ de­dim. Üs­tad, ‘Ma­şa­al­lah kar­de­şim, Ma­şa­al­lah!’

“Bu se­fer ben sor­dum: ‘Üs­tad’ım, siz de sey­yid mi­si­niz?’ ‘Evet kar­de­şim! Ben hem Hz. Ha­san’dan, hem de Hz. Hü­se­yin’den sey­yi­dim’ de­di. ‘Ama sen kim­se­ye söy­le­me!’ di­ye de tem­bih et­ti. Ben de, ‘Ma­şa­al­lah Üs­tad’ım! Siz hem sey­yid, hem de şe­rif­si­niz’ de­dim. Fa­kat benim çe­nem dur­ma­dı­ğı için bu­nu söy­le­dim!

Ali Ekber Şah’ın Üstad’ı ziyareti

“1952 se­ne­sin­de Ankara’da bir kon­fe­rans sa­lo­nun­da ta­le­be­ler­le bir kon­fe­rans ter­tip et­miş­tik. İçe­ri­de Maa­rif Na­zı­rı (Mil­lî Eği­tim Ba­ka­nı) Tev­fik İle­ri de var. Bir­den içe­ri­ye bir ya­ban­cı mi­sa­fir girdi, Tev­fik İle­ri’nin ya­nı­na oturt­tu­lar. Tev­fik İle­ri bi­raz son­ra be­ni ça­ğır­dı, ku­la­ğı­ma: ‘Bu ge­len, Pa­kis­tan Maa­rif Na­zı­rı, Üs­tad’ı gör­mek is­ti­yor, sen bu­nu Üs­tad’a gö­tür. Fa­kat bi­zim ha­be­rimiz yok haa!’ de­di.

“Ben Pa­kis­tan Maa­rif Na­zı­rı’nı al­dım, Emirdağ’ına Üs­tad’a gö­tür­düm. Yol­da Üs­tad’ı ko­nuş­tuk. Üs­tad’ın fa­ki­rü’l-hal ya­şa­dı­ğı­nı bir tür­lü ak­lı al­mı­yor­du. Mü­te­ma­di­yen, ‘Be­di­üz­za­man’ın kaç apart­ma­nı var, kaç oto­mo­bi­li var?’ di­ye so­ru­yor­du. Gi­din­ce Üs­tad’ın han­gi şart­lar­la ya­şa­dı­ğını gör­dü…

“Biz var­ma­dan Üs­tad sa­bır­sız­lan­mış, ya­nın­da­ki­le­re, ‘Kar­de­şim! Bu­gün bir mi­sa­fir bekli­yo­rum’ de­miş ve za­man za­man dı­şa­rı çık­mış. “Ali Ek­ber Şah, Üs­tad’ın evi­ni gö­rün­ce çok üzül­dü. Üs­tad’a, ‘Se­ni Pa­kis­tan’a gö­tü­reyim; mat­ba­a­lar, rad­yo­lar, köşk­ler ve­re­lim. Se­ni Ağa Han gi­bi Sün­nî­le­rin ba­şı ya­pa­lım’ di­ye tek­lif­ler­de bu­lun­du. Üs­tad da, ‘Has­ta­lık Tür­ki­ye’de baş­la­dı, bu­ra­dan te­da­vi ola­cak’ de­di ve tek­lif­leri ka­bul et­me­di. Baş­lan­gıç­ta ben gü­ya ter­cü­man­lık yap­ma­ya ça­lış­tım, fa­kat me­se­le­ler il­mî­le­şin­ce ka­rış­tır­ma­ya baş­la­dım! Üs­tad bir­den ken­di­si Arap­ça ko­nuş­ma­ya baş­la­dı. Ben haya­tım­da böy­le se­lis Arap­ça ko­nu­şan bi­ri­ni daha ha­tır­la­mı­yo­rum. Ar­tık ben ara­dan çık­tım, ken­di­le­ri 45 da­ki­ka ko­nuş­tu­lar. Üs­tad, Pa­kis­tan­lı mi­sa­fi­ri­ne Âye­tü’l-Küb­ra risalesi he­di­ye et­ti.

Salih Özcan ağabey rahatsızlanmadan önce Ömer Özcan’a konuşmuştu…

“Bir vezir gitti, bir vezil geldi”

“O ge­ce mi­sa­fir­le be­ra­ber otel­de kal­dım. Ali Ek­ber Şah er­te­si gün ikin­ci ke­re Üs­tad’ı ziya­ret et­mek is­te­di, fa­kat Üs­tad ka­bul et­me­di… Ada­mın ağ­la­dı­ğı­nı gör­düm! Son­ra mi­sa­fir, Kon­ya’ya git­mek is­ti­yor­du. Ora­da oto­büs­te Üs­tad ge­lir di­ye hep ön ta­ra­fı hür­me­ten boş bı­rakır­lar­dı. Ba­ka­nı da ar­ka­ya oturt­muş­lar. Bir bak­tık, Üs­tad, ba­ka­nı yol­cu et­mek için gel­di! Öne be­ra­ber otur­du­lar, bir müd­det oto­büs­te be­ra­ber git­ti­ler. Üs­tad’a pa­ra ver­mek is­te­di, ku­maş ver­mek is­te­di, ama Üs­tad ka­bul et­me­di.

“Ali Ek­ber Şah’ın oto­bü­sü git­ti, ile­ri­de dur­du, ay­nı an­da kar­şı­dan ge­len ara­ba­dan Zü­beyir Ağa­bey in­di. Zü­be­yir Ağa­bey, me­mu­ri­yet­ten is­ti­fa edip Üs­tad’a hiz­met için ge­li­yor­du. İş­te Üs­tad’ımız, o meş­hur sö­zü­nü o an­da söy­le­di: ‘Bir ve­zir git­ti, bir ve­zir gel­di!’ Üs­tad, Zü­be­yir Ağa­be­ye il­ti­fat edi­yor­du.

“Son­ra ora­nın ça­vu­şu be­ni çok sı­kış­tır­dı ‘Kim bun­lar?’ di­ye… Üs­tad’a an­lat­tım. Üs­tad, ‘Kork­ma Sey­yid, ben ha­yat­ta iken se­ni içe­ri­ye ver­me­ye­ce­ğim’ de­di. Ha­ki­ka­ten Üs­tad ha­yat­ta iken 36 mah­ke­mem ol­du, hap­se gir­me­dim. Üs­tad ve­fat et­ti, içe­ri gir­dim…”

risalehaber